Ana Sayfa Haberler Yazılar Ziyaretçi Defteri Resim Galerisi Videolar İletişim
 
 » MENÜ
DERNEĞİMİZ
    Dernek Tüzüğü
    Dernek Kurucular Kurulu
    Dernek Yönetim Kurulu
    Dernek Üyeleri
    Dernek İstişare Kurulu
    İletişim Adreslerimiz
    Dernek Banka Hesabımız

ZİYARETÇİ DEFTERİ
    Deftere Yaz
    Defter oku

TÜRK CUMHURİYETLERİ
    Azerbaycan
    Türkmenistan
    Kazakistan
    Kırgızistan
    Özbekistan
    K.K.T.C

AKRABA TOPLULUKLARI
    Tüm akraba Toplulukarı

PROJE BANKASI
    Projelerini Yollayınız

TAVSİYE SİTELER
    Siteleri Görmek İçin Tıklayınız

 »ORTAK DİLE ÇARE
Ortak Dile Çare Başvurusu
 » TÜRK BÜYÜKLERİ
 » TÜRK DÜNYASI
Dünya Türkleri Akraba Toplulukları Hizmet Derneği-MANAV TÜRKLERİ
 » GÜNCEL YAZILAR » MANAV TÜRKLERİ

MANAV TÜRKLERİ

Manavlar, yazılı eski kaynakların cemaatler bölümünde “Manavlar”, “Manavlı”(Manavlu), “Manavlar Parakendesi” biçiminde ve Yörükân Taifesi’ne bağlı bir topluluk olarak gösterilmektedir.[1] Ayrıca farklı kaynaklarda Manav; “Batı Anadolu’ya dışarıdan gelen (göçmen/muhacir) ve göçebelikten yerleşmiş (Yörük) nüfus dışında eskiden yerleşmiş köylere”[2]/köylülere verilen ad veya “Yerli Halk”, “Yerleşik Türk/Türkmen Topluluğu”[3] ya da “Yerli olan, muhacir olmayan”[4] ve yahut “hareketli nüfusa karşın yerini değiştirmeyen, devamlı olarak orada oturan[5] topluluk üyeleri olarak tanımlanmaktadır. Yani Manav; “bir yere sonradan gelenleri, yerleşik olanlardan ayırt etmek için kullanılan”[6] ve “Türkçe dışında dil bilmeyen”[7] topluluk anlamında kullanılan bir kavramdır
Bazı kaynaklarda Manavlar için; “taze yemiş satan esnaf, küçümseyici anlamda Anadolu Türkü”[8] veya “Balkan göçmenlerince, Osmanlı Dönemi’nde İstanbul saraylarının sebze, meyve, et, süt ve yoğurt gibi ihtiyaçlarını karşılayan yerleşik yöre insanı”[9] ya da “Rumlar tarafından, Rumca yüzyıl anlamına gelen ve yörede yüzyıldan fazla yerleşik olarak yaşayan Türkçe konuşan topluluk”[10] olarak da tanımlanmaktadır.     
Manav sözcüğünün; Türkistan’daki Kazak-Kırgız ve Sibirya’daki Yakut (Saha) Türkleri’nde kullanılan, koruyucu soylu kişi ve boy beyi anlamına gelen “Manap” ve “Manag”dan geldiği sanılmaktadır. Eski Türkçe’de “v” sesinin olmamasından dolayı, “Manap” sözcüğündeki “p” ve “Manag” sözcüğündeki “g” sesinin yumuşayarak “Manav” sözcüğünün ortaya çıktığı düşünülmektedir. (Örneğin; berim=verim, takuk=tavuk, kagun=kavun vb gibi.) “Manap”ın; Çağatay Türkçesi’nde “asilzâde, asâlet, beyzadelik”, Kırgız Türkçesi’nde “feodal kabilelik üst tabakasının mümessili” veya “Kırgız Lideri”, Kazak Türkçesi’nde “ağa, bey” ile “Manag”ın; Yakut (Saha) Türkçesi’nde “koruyucu, güdücü, bakıcı” anlamlarını taşıması ve de Türkistan’ın kuzey bozkırlarında yaşayan Kırgız ve Kazakların boy ve oymak başlarına “Manap” demeleri ile 1860’larda Kırgızlar’dan  Bugu (Geyik) kabilesi ve Sari Bağış boylarının başlarında Manapların yer alması olguları da, “Manavlar=Yerli Türk/Türkmen”  görüşünü desteklemektedir.[11]
Batı Anadolu ve Sakarya’da Yaşayan Manavlar
Sakarya yöresine insanlar/alt kültür grupları değişik yerleşim alanlarından geldiği için, gelenekler ve göreneklerde de farklılıklar gözlenmektedir. Yerli olarak tabir edilen ve diğer yerleşim alanlarından yöreye gelenler tarafından, bir Yörük/Türkmen topluluğu olarak kabul edilen ve de emik (kendini tanımlama) açıdan da kendilerini Türkmen kabul eden Manavlar, yöre nüfusunun çoğunluğunu oluşturmaktadır.[12] Sakarya’nın kuzeyinde yer alan Kaynarca, Karasu ve Kocaali ilçeleri ile, güneyinde yer alan Geyve, Pamukova ve Taraklı ilçeleri ve de il merkezi ile yakın çevresinde yer alan “Dernek Kırı”nda[13] yani Adapazarı ve kısmen Söğütlü, Ferizli, Akyazı ve Hendek ilçelerinin bir bölümü’nde yaşamakta olan yerli, yerleşik ve Türkçe dışında bir dil bilmeyen topluluk üyelerine “Yerli Türk” anlamında “Manav” denilmektedir.[14]
“Manav” veya “Yerli Türk” diye adlandırılan topluluk üyelerinin coğrafi dağılımları, Sakarya yöresi ile sınırlı değildir. Isparta-Keçiborlu, Balıkesir-Susurluk, Çanakkale-Biga, Bilecik-Bozüyük, Kocaeli-Kandıra, Konya-Ilgın[15] ve Kütahya’da[16] da Manavlar yaşamaktadır. Manav diye adlandırılan bu yerli yerleşik Yörük/Türkmen gruplar, Batı Anadolu’nun Alaşehir, Salihli ve Bursa; Güneydoğu Anadolu’nun Çermik ve Çüngüş; Batı Karadeniz Bölgesi’nin Kastamonu çevresinde de yaşamaktadırlar.[17]
Son derece çekingen, uysal, mülâyim ve başkası tarafından söylenenlere fazla karşı çıkmayarak yani tartışmayarak geleneksel yaşamlarını sürdüren Manavlar kendi ifadeleri ile; “yedi kez düşünmeden adım atmayan”[18], “sersem”/(yavaş davranan)[19] bir yapıya sahiptirler. Bu uyumlu ve uysal yapıları, başkalarına “sen bilirsin” ya da “siz bilirsiniz” ifadesinin sık kullanılmasında da kendini göstermektedir.[20] 
Manavların günümüzde geleneksel yapılarını iyi korudukları, en önemli yerleşim alanı Taraklı İlçesi ve köyleridir. Kitle iletişim ve ulaşım araçlarının nispeten daha geç ulaştığı bu bölüm, diğer yerleşim alanlarına göre geleneğini daha fazla muhafaza etmiştir.[21] Aşırı geleneksel anlayışa delil olarak yörede anlatılan söylencede: Akşemseddin’in, Fatih Sultan Mehmed’in yanından ayrıldıktan sonra,  yerleşmek için yer ararken yanında bulunanlar O’na Taraklı’yı önerdiğinde, O’nun da, “Taraklı’nın Kıblesi Kapalı” diyerek bu öneriyi geri çevirdiği anlatılmaktadır. Akşemseddin’in, Taraklı halkını çekingen ve geleneksel bulunduğuna yönelik olarak anlatılan söylence, yöre halkı tarafından günümüzde de dile getirilmektedir.[22]
Batı Anadolu’ya ve Taraklı yöresine, Manavların (Yerli Türklerin) ilk yerleşimin 1291 tarihinden hemen sonra yapıldığı sanılmaktadır.[23] Ayrıca Yıldırım Bayezıd döneminde İstanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan anlaşma gereği Sirkeci’de bir Türk mahallesi kurulması şartına uygun olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav İstanbul’a yerleştirilmiştir.[24] Yani İstanbul’a yerleştirilen ilk yerli Türklerin, bu yöreden giden “Manavlar” olduğu kaynaklarca da doğrulanmaktadır.
Manavlarda Bir Ramazan Geleneği: Temcit
Geleneksel bazı norm ve uygulamalar, artık çok az kişi tarafından hatırlanmakta veya bilinmektedir. Yörede çok az kişi tarafından bilinen ve hatırlanan bir Ramazan geleneği de “Temcit”tir.[25] Günümüzde kırk-elli yaşını aşmış kişilerce ve yalnız Taraklı yöresinde hatırlanan “Temcit” geleneği, inanç merkezli ve birçok  toplumsal işlevi bir arada barındıran bir nitelik taşımaktadır.
Ramazan ayında davulla insanları sahura kaldırmadan önce, evin erkeğini rahatsız etmeden kadını pilav yapmaya davet etmek için, genç erkeklerin ferdi veya toplu olarak camii minaresinden ya da minarelerinden, sık tekrarlar biçiminde söylediği kafiyeli sözlere ve ilâhilere Temcit denmektedir. [26]
Yörede Ramazan yaklaşırken başlanan hazırlıklar arasında; kadınların yufka açması/alması, kurutması gibi iftar ve sahura yönelik yiyecek hazırlıklarının yanı sıra “Temcit” için, gençler “Temcit Grubunu” oluşturulurlar.[27] Çünkü yörede “Temcit”e çıkmadan erkekler büyümüş kabul edilmemektedir.[28]  Manavların geleneksel eğlencelerinde kadın ve erkek ayrıdırlar. Katı Sünni Hanefi geleneğin kendine özgü yarattığı bir açılım olan “Temcit Merakı”, aslında genç delikanlıların gönlü olduğu genç kıza sesini duyurma fırsatını da verdiği için, farklı bir toplumsal işlevi de kendi içinde barındırmaktadır. [29] “Temcit” için sahurdan önce minarelerden kafiyeli sözler söyleyen genç delikanlılar, sevdalandıkları kıza yarı ilahi bir masum bir duygu yoğunluğu ile
                        “Tespihleri yeşil taştan
                        Haber gönder uçan kuştan
                        Ya Allah, ya Allah, ya Allah” diye seslenebilmektedirler.[30] Benzer biçimde söylenen birçok kafiyeli söz ve maniler bulunmaktadır:
                    “Yar elbete elbete
                    Şeker koydum şerbete
                    Bu dünya böyle gitsin            
                        Kavuşuruz cennette”
                                               
                    “Hey bulutlar bulutlar
                    Meyve vermiyor dutlar
                    Ayda yılda bir selâm
                       Kesilmesin umutlar” diye genç erkekler tarafından tek tek veya toplu olarak söylenen “Temcit Sözleri” bunlardan birkaç tanesidir. [31]
Ramazan ayının ilk yarısı (ilk 15 gününde) tekleme biçiminde söylenen kafiyeli sözler ve ilâhilerin yerini, ikinci 15 günde çiftlemeler almaktadır. Çiftlemeler içinde “Bağdat’ın Fethi”, “Hz.Ali’nin Cenkleri” (Hayber Kalesi vb. gibi) manzumeler yer almaktadır.[32] Yörede İslâmiyeti yayan evliya ve erenlerden Seyyit Battal Gazi’ye ait söylenceyi de anlatan iki dörtlükte, babası Seyyit Hüseyin Gazi’den de bahsediliyor:
“Otuz altı arşın kadd-ü kameti[33]
Gören kafirler de alır heybeti
Tevâbil lalası, Aşkar’dır atı
Bin Hüseyin-i Gazi Seyyit Battal
Hak nazar kılmıştır Seyyit Gazi’ye
Kaf dağından koparır tak bazuya
Gör ki, ne işledi Akabe cazuya[34]
Bin Hüseyin-i Gazi Seyyit Battal”.
Yine halk arasında yaygın olan Hz.Ali’ye ait cenklerin yörede de sözlü olarak yaşatıldığını görmekteyiz:
                                “Yüz seksen bin kâfiri sünnet etti
Doksan bin akçayı aldı pay etti
Din Hak dini, din telkin etti
Ali’m Hayber Kalesine varınca
Kafirler oturmuş kalesin döver
Gün bir yandan doğar, bir yandan döner
Nisan yağmurları üstüne yağar
Ali’m Hayber Kalesine varınca”.
Ramazan ayının ikinci yarısında İslâm âleminin en hazin olayını Kerbelâ’yı dile getiren dörtlükler, yörede Alevi-Sünni ayrımının aslında halk arasında olmadığının bir göstergesi olarak söylenmektedir:
“Muhammed’in gözü nuru
Hem Ali’nin yadigarları
Kerbelâ da şehit edilen
Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im
Mekke’de doğdu, Medine’ye hicret eyledi
Şahin gözlü aslanım Ali”.
Geleneksel tarzda söylenen ilâhilere örnek verecek olursak:
                                   “Hak bir gönül verdi bana ha dimedim hayran olur
                                   Bir dem gelir şâdî olur bir dem gelür giryân olur”
(Allah bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur/Bir an gelir neşelenir, bir an gelir ağlamaklı olur.)
                                   “Tanla turup başun kaldur ellerünü suya daldır
                                   Nefsün düşman durur öldür nefs hemişe öze gerek”
(Sabahleyin erken kalk ve aptestini al/Nefis düşmandır onu öldür, nefsin her zaman ölmesi gerekir.)
                                   “Dürlü dürlü cefânun adını aşk vermişler
                                   Bu cefâya katlanan dosta halvet ermişler”
(Türlü türlü acının adına aşk demişler/ Bu acılara katlananlar, Allah ile halvet olup O’na ulaşmışlar.) gibi birbirinden güzel,  manaları olan kafiyeli söz ve ilâhiler, “Temcit” ile imtiyazlı kılınan gençler tarafından Ramazan boyunca söylenmektedir.
Hafızlık eğitiminin yörede yaygın olması, söylenenleri bir başka güzellikte sunmanın da anahtarıdır Taraklı’da.
Yörede Ramazan’ın sona ermesi ve başlayan Ramazan Bayramı ile birlikte, “Pilavlık Alma Geleneği”ni görmekteyiz. Ramazan boyunca evin hanımı tarafından hazırlanan yemekler/pilavlar için, helâlleşme amacıyla evin erkeğinin hediye almasına yörede “Pilavlık Alma” denmektedir. Eğer evin erkeği hediye almamışsa annesi tarafından uyarılır.
Taraklı’da dayanışma, farklı açılımları ve işlevleri ile köklü bir Ramazan geleneğidir “Temcit”.
KAYNAK: http://www.manavturkleri.tr.cx/ 
1] Türkay, Cevdet; BAŞBAKANLIK ARŞİVİ BELGELERİNE GÖRE OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA: OYMAK, AŞİRET VE CEMAATLER, Tercüman Kaynak Eserler Dizisi: I, İstanbul, 1979, s.576 
[2] Ülken, Hilmi Ziya; SOSYOLOJİ SÖZLÜĞÜ, Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, İstanbul, 1969,  s.193
[3] Beyaz, Zekeriya; “Adampol veya Polenezköy”,  ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan: Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 324; Türkdoğan, Orhan; “Karadeniz Mohtileri”, ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan: Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 511; Duran, Hacı.; “Akyazı Kurmançları”, ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan: Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 535
[4] Doğan, D.Mehmet; BÜYÜK TÜRKÇE SÖZLÜK, Rehber Yayınları, İstanbul, 1990, s.300
[5] Ülken, Hilmi Ziya; a.g.e.,  s.330
[6] Türkdoğan, Orhan; “Romansler”,  ETNİK SOSYOLOJİ,  Hazırlayan: Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul, 1997, s. 437 ve 446
[7] Beyaz, Zekeriya; a.g.m., s. 324; Türkdoğan, Orhan; a.g.m., s. 511; Duran, Hacı.; a.g.m., s. 535
[8] Kırgızoğlu, M.Fahrettin; “Anadolu Etimolojisi Araştırmaları”, ORKUN DERGİSİ, Sayı: 24, Ocak-1964, s.15; Yaşa, Recep; “Adapazarı ve Çevresinde Manavlar”, I. SAKARYA VE ÇEVRESİ TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU (22-23 HAZİRAN 1998), Editörler: Mehmet Alpargu & Enis Şahin, Sakarya Üniversitesi Yayını, Adapazarı, 1999, s.289
[9] Ozan, Ubeydullah; KIZ KAÇIRMA GELENEĞİNİN SOSYO-KÜLTÜREL TEMELLERİ (KIRKARMUT VE ÖZBEY KÖYLERİ ÖRNEĞİ), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Sakarya, 1999, s.37
[10] Fahri Tuna ile çeşitli tarihlerde Adapazarı ve Taraklı’da yapılan görüşme notları. Kaynak kişi: Fahri Tuna, Sakarya-Kaynarca İlçesi-Okçular Köyü 1959 doğumlu (42 yaşında). Evli ve 2 çocuk babası Üniversite Mezunu. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Eğitim ve Kültür Müdürü.
[11] Yaşa, Recep; a.g.m., s.289-290; Kaşgarlı Mahmud; DİVANÜ LUGATİ’T-TÜRK, Tercüme Eden: Besim Atalay, Ankara, 1986, s.286, 290, 406, 409; Kırgızoğlu, M.Fahrettin; a.g.m., s.15; Grousset, Rene; BOZKIR İMPARATORLUĞU, çeviren: Reşat Üzmen, İstanbul, 1993, s.93-94; Radloff, W.; SİBİRYA’DAN SEÇMELER-1, çeviren: Ahmet Temur, İstanbul, 1994, s.219-224; Togan, A.Zeki Velidi; BUGÜNKÜ TÜRK İLİ TÜRKİSTAN VE YAKIN TARİHİ, İstanbul, 1981, s.70-71
[12] Aktaş, Ali; “Sakarya’da Gelenekler ve Görenekler”, 10 Mayıs 2001 Tarihinde Düzenlenen II.Kocaeli Ulusal Folklor Festivali Kapsamında  Kocaeli Üniversitesi’nde Sunulan Yayınlanmamış Konferans Metni, Sakarya İl Kültür Müdürlüğü, Folklor Araştırmacısının Çalışmalarına İlişkin 2001/ I. ve II. Dönem (Ocak-Şubat-Mart-Nisan-Mayıs-Haziran Ayları) Faaliyet Raporu.
[13]  Yörenin halk arasında kullanılan adı.
[14] Aktaş, Ali; Manavlarda Ağız Özellikleri (25-29 Temmuz 2001 ve 4-5 Ağustos 2001 Tarihlerinde Taraklı İlçesi İle 2-3 Ağustos 2001 Tarihlerinde  Kaynarca İlçesinde Yapılan Alan Araştırması/Derlemesi Sonuçları), Sakarya İl Kültür Müdürlüğü, Folklor Araştırmacısının Çalışmalarına İlişkin 2001/ III. Dönem (Temmuz-Ağustos-Eylül Ayları) Faaliyet Raporu. 
[15] Kadri, Hüseyin Kazım; TÜRK LUGATI TÜRK DİLLERİNİN İŞTİKAKI VE EDEBİ LUGATLAR, Cilt: IV, İstanbul, 1945, s.408; Yaşa, Recep; “Adapazarı ve Çevresinde Manavlar”, I. SAKARYA VE ÇEVRESİ TARİH VE KÜLTÜR SEMPOZYUMU (22-23 HAZİRAN 1998), Editörler: Mehmet Alpargu & Enis Şahin, Sakarya Üniversitesi Yayını, Adapazarı, 1999, s.288
[16] Aktaş, Ali; Manavlarda Ağız Özellikleri 2001/ III. Dönemi Faaliyet Raporu. 
[17] Yaşa, Recep; a.g.m., s.288
[18] Kaynak kişi: Naci İşsever, Sakarya-Taraklı İlçesi 1943 doğumlu (58 yaşında). Evli ve 3 çocuk babası, Üniversite Mezunu. Öğretmenlikten emekli.
[19] Kaynak kişi: Mehmet Özcan, Bilecik-Gölpazarı-Gökçeözü Köyü 1940 doğumlu (61 yaşında). Evli ve 5 çocuk babası, Okur-yazar, Gökçeözü Köyü Eski Muhtarı (17 yıl görev yapmış).
[20] Kaynak kişi: Naci İşsever.
[21] Kaynak kişi: Fahri Tuna.
[22] Naci İşsever ile 21/07/2001 tarihinde Taraklı’da yapılan görüşme ile Prof.Dr. Mehmet Erkal ile 19/07/2001 Sakarya-Ozanlar Mahallesinde yapılan görüşme notlarından.
[23] İşsever, Ahi Naci; TARAKLI, MNA Ajans Yayını , Ankara, 1993, s. 35-55; Kılıç, Ayhan; MANAV KÖYLERİNDE AİLE YAPISI
(İZMİT ÖRNEĞİ), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Sakarya, 2000, s.37
[24] Doğru, Halime; XIII.-XIX. YÜZYILLAR ARASINDA RUMELİ’DE SAĞ KOLUN SİYASİ, SOSYAL, EKONOMİK GÖRÜNTÜSÜ VE KOZLUCA KAZASI, Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, Eskişehir, 2000, s. 61
[25] Kaynak kişi: Ferhat Karapekmez, Sakarya-Taraklı İlçesi 1950 doğumlu (51 yaşında) Evli ve 7 çocuk babası, İlkokul mezunu, Ticaretle uğraşıyor.
[26] Kaynak kişiler: Naci İşsever, Mehmet Erkal, Ferhat Karapekmez, İsmail Sertçelik (Lakabı:İsmail Dede) , Tacettin Özkaraman, Ahmet İşsever, Davulcu Halil (Lakabı:Satali)
[27] Kaynak kişi: Naci İşsever
[28] Kaynak kişi: Mehmet Erkal
[29] Kaynak kişi: Naci İşsever, Ferhat Karapekmez
[30] Kaynak kişi: Mehmet Erkal, Ferhat Karapekmez
[31] Kaynak kişi: Ahmet İşsever, Ferhat Karapekmez
[32] Kaynak kişi: Mehmet Erkal, Ferhat Karapekmez
[33] kadd-ü kameti: boy bos, uzun boy
[34] cazu: cadı kadın


  Okunma : 3810