Yakın tarihin ve bugünün bir analizi

Prof Dr.Yusuf Halaçoğlu analizi

(Emekli Türk Tarh Kurumu Başkanı)

Yakın tarihin ve bugünün bir analizi,

ütfen okuyalım, okutalim….

Vatandaşımız atasını suçlu görmemektedir.

Birilerinin çıkıp Dersimlilerden, Ermenilerden özür dilemesini izledik. Fakat kimse çıkıp da aslında Dersim’de ayaklananların devletten özür dilemeleri gerektiğini söylemedi.

Bunların kim olduğu da herkes tarafından bilinmektedir.

Bunlar altı aşiretten ibarettir.

Dersim’de herkes isyan etmedi.

Diaspora Ermenileri ve Taşnaklar gelsinler ve Türkiye’de bir panel yapalım.

Desinler ki; “Arkadaşlar biz yanlış yaptık, devletimize karşı çıktık. İhanet ettik, sivil insanları, kadınları çocukları, bebeleri öldürdük, hamile kadınların karınlarından ceninleri çıkarıp elimizde salladık”.

Bunlar Pastırmacıyan’ın kendi raporlarında var.

Şöyle devam etsinler; “Biz bu hataları yaptık ve Türk milletinden özür diliyoruz”.

Biz de o zaman diyelim ki; “Biz sizin bu yaptıklarınıza karşılık olarak sizi sürgün ettik, savaş alanlarına çıkardık. Bunlar olurken başınıza bir takım trajik olaylar geldi. Bu olanlar bizim elimizde olmayan şeylerdi. Eşkıyalar saldırdılar, gasp ettiler, öldürdüler, yağmaladılar. Sizler de yerinizden yurdunuzdan oldunuz. Biz de sizden özür dileriz” diyelim.

Var mısınız?

Bu olayların sorumlusu da anlaşıldığı kadarıyla Kürtlerdir.

Büyük çapta karşılıklı bir öldürme gerçekleşti.

Ama önce Ermeni çeteleri Osmanlı askeri elbiselerle Kürt köylerine saldırdı. Bu sebeple de karşılıklı öldürme gerçekleşti.

Yabancı kaynaklarda da aynı yönde kayıtlar yer almaktadır.

Bu durumu Meclis’te de ifade ettim.

Ermenileri öldürenlerin Türkler mi Kürtler mi olduğunu yine bir açık veya kapalı oturumda tartışmayı Meclis’te BDP’lilere söyledim. Onlar Osmanlı devletinin bunu emrettiğini söylediler. Ben de o zaman bunu kanıtlamalarını istedim.

O zaman Osmanlı yaptıysa da ortaya çıksın dedim.

Var mısınız dedim, yine yoklar, çünkü Osmanlı emretmedi aksine durdurdu.

Bütün ABD ve Alman kayıtlarında der ki “Osmanlı Ordusu olmasaydı, Kürtler Ermenilerin hepsini kesip, bir tanesini bile bırakmazdı”.

I. Dünya Savaşı sırasında hangi Kürt aşiretlerinin Ruslarla işbirliği yaptığını da Meclis’te BDP’lilere sordum.

Buyrun, siz Çanakkale deyip duruyorsunuz dedim, bir oturum yapalım hangi Kürt aşiretleri Ruslarla işbirliği yapmışlardır açıklayın, dedim.

1920 Koçgiri, 1925 Şeyh Sait, 1926 Koçuşağı ardından da Dersim. Dersim’le ilgili olarak TÜRKSOLU dergisinde yayınlanan belgeler arasında var.

1935 yılında Kamışlı’da ve Halep’te Kürtlerle, Ermenileri İtalyanlar bir araya getirmiştir.

Dersim’e makineli tüfekleri gönderenler kimlerdir?

Fransızlar.

Türkiye, AB’ye benzer şekilde bir Türk Birliği’ni Türk cumhuriyetleriyle birlikte oluşturamaz mı?

Atatürk döneminde, Sadabad ve Bağdat Paktları gibi örneklerden biliyoruz, Türkiye’nin yüzünü doğuya döndüğünü görüyoruz.

Bugün ise tek umudumuz Batıymış gibi hissettirilmeye çalışılıyor. Türk kamuoyu da bununla oyalanıyor.

Her şey aslına rücu edermiş, güneşin Doğudan yükseldiğini hatırlatmak gerekmiyor mu?

Mesela, TBMM’de Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev’in yaptığı konuşma, Nazarbayev’in Kazakistan’daki söylemleri hakkında AKP Hükümeti neler düşünüyor?

Türk Cumhuriyetlerinin bu birliğe ihtiyacı olduğunun bir göstergesi değil midir? Türkiye bunu değerlendirebilir mi?

Türkiye kendi iradesiyle bir dış politika gerçekleştirecek olursa bu sorduklarımı/söylediklerimi gerçekleştirebilir.

Maalesef bugün bu yoktur.

AB’nin on sene içinde dağılıp çökeceğini ben TTK Başkanı’yken de söylemiştim. Nitekim bu durum şu anda büyük oranda gerçekleşmiştir.

AB kendi içinde büyük bir ekonomik krize düşmüştür.

Sadece Alman ekonomisi ayaktadır. Fransa bile sallantıdadır.

Bütün birlik üyesi ülkelerin ekonomileri ciddi biçimde sarsılmıştır. Yunanistan, İspanya, İtalya, Polonya, Macaristan gibi ülkeler iflasın eşiğine gelmiştir.

AB’nin eski fonksiyonu yoktur ve Türkiye’nin AB’ye girmesinin de hiç bir anlamı kalmamıştır.

Aslında yarından tezi yok, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden derhal çıkması lazımdır.

Türkiye’de hükümet bundan bir buçuk yıl önce doğru bir siyaset takip ediyordu. Suriye ile vizeler kaldırıldı.

İran’la aynı şekilde anlaşmalar yapıldı.

Bunun üzerine Batı dünyasında hemen eksen kaymasından bahsedilmeye başlandı. Ben o sırada Halep’teydim.

Eksen kayması konusunda televizyonların bana sorduğu soruya şöyle cevap vermiştim: “Türkiye kaymış olan eksenini doğruya oturtuyor”.

Dünya enerji merkezlerinin bulunduğu coğrafya, Türk cumhuriyetleri de dahil olmak üzere Ortadoğu coğrafyasıdır.

Irak ve İran’ı da içine alarak Türk cumhuriyetlerinin bulunduğu bu coğrafya dünya petrollerinin % 60’ına sahiptir.

Bütün Avrupa’yı besleyen doğalgaz da bu bölgeden çıkmaktadır.

ABD, BOP ile Ortadoğunun bu büyük enerji merkezlerine hakim olmaya çalışmaktadır.

Bölgeye yeniden şekil vermeye, parçalamaya çalışıyor.

Böyle bir ortamda Türkiye’nin bu politikadan vaz geçip yüzünü Doğuya döndürmesi lazım. Medeniyet Batıda yoktur.

Medeniyet Doğuda da vardır.

Bu medeniyeti sadece teknoloji olarak düşünsek bile bugün Tayland’dan Kore’ye, Japonya’dan Çin’e, Hindistan’a kadar Doğuda müthiş bir teknoloji gelişmesi vardır.

Eğer Türkiye akıllı davranarak Türk cumhuriyetleri ile beraber İran, Gürcistan hatta Rusya ile Baltık kıyılarından Kızıldeniz’e kadar uzanan bir coğrafyayı içine alan yeni bir birlik kurmanın adımlarını attığı zaman çok şey değişecektir.

Engeller tabi ki çıkacaktır ama bunları aşmak mümkündür.

Böylece dünyada söz sahibi olacak önce ekonomik ardından da siyasi bir işbirliği doğacaktır.

ABD, bugün Çin’le mücadele edemeyecek bir pozisyona düşmüştür. Çin ekonomik gücüyle, nüfusuyla büyük bir güçtür.

Şöyle düşünelim: 400 milyon insan 1,5 dolardan çalışsa 600 milyon dolar günlük geliri var demektir. Bu büyük ekonomiyle ABD’nin başa çıkması mümkün değildir.

Askeri anlamda da bu böyledir.

Dolayısıyla ABD’nin Çin’i alt edebilmesinin tek yolu olarak Çin’in ihtiyacı olan enerji merkezlerine sahip olmak kalmaktadır.

Bugün Ortadoğu’da meydana gelen tüm olayların temelinde de bu yatıyor.

Halbuki biz akıllı olsak da bu coğrafyada işbirliği yaparak bir yerlere varsak zannediyorum ki o takdirde dünyada Türkiye’nin geleceği de garanti altına alınmış olacaktır.

Türk milletinin bu duruma gelmesi aynı zamanda dünya barışının da garantisidir.

Türk milleti emperyalist değildir, başkalarını sömürerek bir yere varmaya çalışan bir yapısı yoktur.

Bu kadar imparatorluklar kurmuştur.

Bunlardan hangi birisi içinde yaşalan milleti kendi kültüründen, dilinden ve dininden uzaklaştırmıştır?

Selçukluları düşünelim.

Emirlerinde bulunan milletlerin arasında Ermeniler ve Gürcüler de vardı. Araplar, İranlılar ve Kürtler de vardı.

Neden hiçbiri asimile olmamıştır?

Karahanlılar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Gazneliler neden kimseyi asimile etmemiştir?

Hunlardan ve çok eski devirlerden değil, daha yakın zamanlardan bahsediyorum.

Mesela, Avarlar Macaristan bölgesinde hüküm sürmüştü.

Makedonya bölgesinde Kumanlar vardı.

Bu devletler, milletler şimdi nerededir?

Şu anda yoklar.

Bugün Makedonya’da Kumanova tarihen de sabit olarak hâlâ Kumanların yaşadığı yerdir. Bunlar birilerini asimile etmek yerine kendileri asimile olarak Slavlaşmışlardır.

Halbuki çok güçlüydüler.

Avarlar, bütün Avrupa’yı hakimiyetleri altına almışlardı.

Bugün Macaristan’dadırlar ama asimile olmuşlardır.

Gerçekte emperyalist olmadıkları için asimile olmuşlardır.

Cezayir’deki Türkler de bugün oradadırlar.

Gittik ve gördük. Türkçe’yi unutmuşlardır.

Yemen’deki Türkler nerede?

Sana’da Türk mahallesi olarak bilinen yerde yaşıyorlar ama Türkçe bilmiyorlar.

Mısır’daki Kölemen, Memluk, Ihşidiler, Tolunoğulları neredeler?

Osmanlı Türkleri neredeler?

Suriye’de 700 bin Türk var denilmektedir.

Aslında daha da fazladır.

Onların hepsi bugün Arapça konuşmaktadır.

Golan Tepeleri hep Türk köyleriydi ama Türkçe yazmasını bile unutmuşlardı.

Ürdündekiler, Lübnandakiler nerede?

Girit’ten gidip Lübnan’da, Suriye’de, Trablus’ta yaşayanlar neredeler? Gittik bunlarla da konuştuk.

Daha dün olmasına rağmen ancak çat pat Türkçe konuşabiliyorlar ve “bizi neden yalnız bıraktınız” diye bize soruyorlardı.

Biz ırkçı olsaydık bugün bunların hiçbirisi olmayacaktı belki ama o zaman da Türk milleti olmayacaktı.

Türk’ün hoşgörüsü, vakur duruşu, insani yanı bunlar da olmayacaktı. O zaman da medeniyete yön veren, medeni ve insan olan bir Türk milleti olmayacaktı…

(Yusuf Halaçoğlu)

BENZER KONULAR

Yorum Yapınız